Basından Seçmeler
Anket

Coşkun ÖZDEMİR
İyi Bir Sağlık Hizmetinin Koşulları
İyi Bir Sağlık Hizmetinin Koşulları
Bilim Teknik 29.10.2010
İyi bir sağlık hizmetinin koşulları
Politikacılarımız sağlık sorunlarımız konusunda öteden beri sağlıklı, gerçekçi değerlendirmeler yapamıyorlar. Onlardan “Nereye gidersek halkın doktor istediğini görüyoruz” ya da “Aileler çocukları doktor olsun istiyor”, “Ülkemizde ciddi doktor eksikliği var, sayıyı arttırmalıyız” sözlerini yıllardır sıkça dinleriz. Bu yüzden tıp fakültelerinin sayısı sanırım 56 oldu. Ama aslında halkın istediği doktor değil, adam gibi ve yeterli, çağdaş bir sağlık hizmetidir ve bunu doktor sayısı ile özdeşleştirmek büyük bir yanılgıdır.
Prof. Dr. Coşkun Özdemir,
Yurdumuzdaki hekim sayısı sanırım 100 bini çoktan geçti. Ama örneğin, İstanbul İkitelli’de 29 cami varken sağlık tesisi yok. Spor salonu, kütüphane de yok. Aslında 100 bin hekim 70 milyon için hiç de az sayılmaz. Tekrarlayıp dururum. Eksik olan örgütlenmedir, uyum içinde çalışacak, sağlık ekibidir, onların en verimli bir şekilde kullanımıdır.
Bugün her tıp fakültesi mezunu uzman olmak istiyor. İnsanlarımız her çeşit sağlık sorununda uzman, doçent, profesör arıyor. Mutlaka hastaneye gidip kuyruklarda bekliyor. Performans uygulaması yüzünden doktorlar günde 50-60 hasta bakıyor diye yazmıştım. Bu defa 80- 90 hastaya baktıklarını öğrendim. Kimse bu kadar hastaya nasıl bakılır diye sormuyor. Buna razı olunur mu?
Bir askerlik anım geliyor aklıma. Uzun yıllar önce askerlikte doktor yüzbaşıma bu kadar hastaya nasıl bakarız diye sorduğumda, “kardeşim sıraya dizeceksin tek çift saydıracaksın; teklere aspirin, çiftlere kinin vereceksin” diye takılmıştı. Bu yüzden olacak hastaların ellerinde ne kadar çok gerekli gereksiz inceleme raporları görüyorum.
Büyük bir israftır bu. Türkiye pratisyenini, uzmanını, doçent ve profesörünü iyi kullanabiliyor mu? Asla, harcıyor onları serbest piyasaya teslim ediyor güvensizlik içinde bırakıyor. Onlara, iyi yetişmiş akademisyenlerine bir öğretici, araştırmacı olarak ve hasta bakımı için elverişli bir ortam hazırlayamıyor.
Fakülte hastaneleri ile özel hastaneleri bir kıyaslayınız, birincileri büyük yoksunluklar içinde bulacaksınız. En iyi hekimler, bilim insanları oradadır ama hem doktorlar hem de hastalar için fakülte hastanelerinin çekiciliği kalmamıştır. Özel hastaneler tertemiz, pırıl pırıl. Ama onların da çok şikâyeti var 29 liralık paket program içinde muayene ve laboratuvar incelemeleri var. Bunu yeterli bulamazlar elbette.Başka yollara başvururlar.
Kurallar durmadan değişiyor, çelişkili kararlar alınıyor. Yakında katkı payı arttı ama yine de geliri, arttırmak için harcamaları arttıran bazı yollara başvurmak durumunda kalıyorlar.
Bu koşullarda yakında tümü ile yürürlüğe girecek tamgün çalışma düzeninden ne bekleyebilirsiniz? İktidar bugün eminim her şeyden çok nasıl yandaş rektör, yandaş başhekim ve yönetici atamalarını gerçekleştirebilirim diye düşünmektedir. Tamgünle amaçladığı da hekimleri yönetime bağlı ve muhtaç hale getirmek, denetim altına almaktır. Üniversiteleri nasıl gerçek bilim yuvaları haline getirebilirim kaygısını taşıdıklarına ait hiçbir kanıt yoktur ortada.
Sayıları artan tıp fakülteleri acaba nasıl bir eğitim veriyor. Harvard Tıp Fakültesi’nden sıkça söz ederim. Sağlık sisteminin hiç de iyi işlemediği Amerika’da tıp okullarının bir disiplini vardır. Harvard’a hiçbir otorite şu kadar öğrenci alacaksın diyemez. Harvard en çok 200 öğrenci alır. Bu hastane en iyi doktor ve bilim insanlarına olduğu gibi en iyi sağlık elemanlarına, sekreterlere, en güzel salonlara, amfilere, kafeteryalara sahiptir. Hiçbir özel hastane ondan daha iyi olamaz. Bilim insanları özel hastalarını da orada görür, sonra akşam saatlerindeki toplantı ve seminerlere katılırlar.
DENETİM MEKANİZMASININ ÖNEMİ
Bu kapitalist ülkede denetim mekanizmalarının önemini, nasıl çalıştığını ve vazgeçilmezliğini de çok iyi anlamış ve anlatmışımdır. Bu öylesine önemli ki Harvard’ın bu aksamayan denetimlerle kalitesini koruduğunu söyleyebilirim. Bir profesör, bir klinik direktörü o yeri hak ettiğini ve bunu sürdürdüğünü ispatlamak zorundadır. Hakkında akademik üretiminin değerlendirilmesi amaçlı bir rapor (evaluation of his academic productivity) istenir.
Bu olumlu değilse o mevkiini terk etmek zorunda kalır. Atamalarda geçerli olan bilimsel kriterlerdir. Bilim merkezlerinde yandaş aramak kimsenin aklına gelmez. Bilim insanları orada kendilerini tatmin edecek çalışma koşullarını bulurlar. Bu koşullar herhangi bir özel hastane ile kıyaslanamaz. Üniversitenin elbette bir üstünlüğü ve ayrıcalığı olmalıdır. O nedenle fakülte hastanesi akademisyenlere sahip çıkabiliyor, onları en verimli bir şekilde kullanabiliyor.
Bizde böyle bir ortam yaratmak olanaklı değil. Bunun başlıca nedeni, politikacının hiç de yakın olmadığı bilime müdahale hakkını kendisinde görmesi ve bilim dünyasının buna karşı duramayışıdır. YÖK sistemi ve yandaş rektörlerle iktidarın üniversitelere ne kadar çok müdahale ettiğine sık sık tanık oluyoruz. Türban tartışmalarından bilime, bilim üretimine öncelik vermeğe sıra gelmiyor. İstanbul Üniversitesi, Evren Paşa’dan sonra Başbakan Tayyip Erdoğan’a da doktora vermek gibi hiç de övünemeyeceği bir eyleme imza atmıştır.
Üniversitelerimizde bilime öncelik veren ne denetim, ne ödül, ne verimlilik, ne kalite arayışı var. Bu koşullarda bile küçümsenemeyecek bilimsel çalışmalar gerçekleştirenleri takdirle anmak isterim. Tıp fakülteleri elverişsiz koşullara karşın en iyi yayınları yapıyor. Üniversitelerimizin bilimi ve onun bağımsızlığını koruyacak direnci göstermesi büyük bir beklentimizdir.
Şu serbest piyasa ekonomisi, şu liberalizm, şu hastayı müşteri yerine koymak ve bunu benimseyen politikacılarımız var ya, işte o çok şeye mal oluyor.
Siyasetin huzursuzluk, karmaşa, kutuplaşma yarattığı, darbeye karşı çıkıyoruz diye çeşitli Bizans oyunlarının, saray entrikalarının sergilendiği; demokrasiyi savunuyoruz diye akla, bilime, laikliğe darbe üstüne darbe vurulduğu, bütün bu yapılanların bir bölüm soldan dönme liberal aydın tarafından alkışlandığı, iktidar yalakalarının, medyanın önemli bir bölümünü ele geçirdiği bir ortamda, halka eğitimi ve sağlığı eşit koşullarda ulaştırmayı amaçlayan ve özlemini duyduğumuz sosyal devlet ve bilim toplumu anlayışını nasıl bekleyebiliriz?

Fikret BİLA
Yalçın BAYER