Basından Seçmeler
Anket

Doktorun Ölümü...
2000’Lİ YILLARDA
ERDAL ATABEK
Doktorun Ölümü...
Prof. Dr. Tarık Minkari aramızdan ayrıldı.
“Altın Bıçak” diye tanınırdı.
Bizim öğrenciliğimizde genç bir öğretim üyesiydi.
Şaşırtıcı bir kişiliği vardı.
14 Mart Tıp Balosu’nda arkadaşlarına berber taklidi yaparken görürdük.
Cerrahlığın kökeninde berberlik olduğunu anımsatan bir şakacı karşı çıkıştı.
Yakın ilişkisinde zekâya dayalı iletişim, ameliyat salonunda virtüöz.
Emekli olduktan sonra dünyayı gezdi.
Aydın Boysan’la doyumsuz anılarını toplumla paylaştı.
Ben o döneminde yakından tanıdım.
“Büyük Usta”lığın ne olduğunu da yakından gördüm.
Zekâ, çokyönlülük, alan değiştiren enerji.
Onun kaybını toplum pek anlayamadı.
Prof. Dr. Metin Özek için de öyle oldu.
Metin Özek edebiyata yakınlığını çok dışa vurmadı.
Sosyalizmi iyi bilenlerdendi.
Barış Derneği davasında “içerde yatanlar” yakından tanırlar.
***
“Doktorun ölümü” bir tuhaf ölümdür.
İnsanları yaşatmak için uğraşanların “hiç ölmeyeceği” sanılır.
Doktor hastalanırsa,
“doktorlar da hastalanır mı?” diye şaşarlar.
Doktorun yaşamın gizlerini bildiği sanılır.
Onun kaybı, tedavi ettiği insanların özel kaybı olur.
Doktorlarının ölümüyle hastaları da derinden yaralanır.
Bunu sevgili dostum Halim Dinç’in Kanlıca’daki vedasında görmüştüm.
İnsanlar sevgili “Halim Bey”lerini kaybetmişlerdi.
Konuşamıyorlardı.
Onun çok sevildiğini biliyordum.
Ama bunu o gün orada “gördüm”.
Gece gündüz demeden özveriyle hizmet eden bir değeri uğurluyorlardı.
Kendilerinden bir parçayı toprağa veriyorlardı.
***
Bir danışanım “Doktorum öldü, yalnız kaldım” demişti.
Her çalışma aşamamızda doktorundan söz ediyordu.
Doktoru ona çok yardım ediyordu.
Ama şimdi ölmüştü işte.
Neden öldüğünü de anlayamıyordu.
Aslında danışanım doktorunun ölümünü kabullenemiyordu.
Sevilen birinin kaybı gibi bir travmaya uğramıştı.
Uzun süren bir çalışmada bir ölçüde travmayla başa çıkmayı başarmıştı.
Doktorlar da “özelleştirilir”.
“Benim doktorum”, “benim hastalığımın şifasıdır”.
Hasta doktoruna böyle bakar. Doktorunu böyle görür.
Doktorların da bu durumun bilincinde olmalarını çok isterim.
Bugünün tıp uygulamalarını hiç beğenmiyorum.
Hastayı devre dışı bırakan bir teknoloji sarmalı.
Hastayı muayene bile etmeyen bir MR salgını.
Hastayı görmeyen bir laboratuvar süreci.
Alınan sıvıların otomatik aletlere konuşu.
Organlara bağlanan elektrotların vızıldayan çalışmaları.
Ortaya çıkan grafikler, rakamlar, dosyalar.
Elektronik tanılar.
Doktorla hasta arasına giren teknoloji.
Mekanikleşen tıp.
Hayır, tıp bu olmamalı.
Hipokrat hastanın nabzını tutarak hastalığını anlamaya çalışmıştır.
Hâlâ tıp doktorları Hipokrat yemini ediyorlar mı, bilmiyorum.
Hastanın nabzını tutmalı doktor.
Hastasının gözüne bakmalı.
Ona yaşama cesareti vermeli.
Ona yaşama isteği vermeli.
En iyi ilaç, doktorun kendisidir.
***
Eski askerler ölmez derler.
Doğrudur.
Öğretmenler ölür mü?
Öğretmenler de ölmez.
İnsanı seven, insanı yaşatan, insan için çalışanlar ölmez.
Ben yaprağa bakarım.
Güz aylarında toprağa düşer,
ilkyazda ağaçta yeşerir.
Yaprak ölmez.
İnsan da ölmez ki...
erdalatak@gmail.com

Fikret BİLA
Yalçın BAYER