Basından Seçmeler
Anket

“Tıbbiyeli”lerin gazetesi
Sizleri bu hafta bir hekim gazetesiyle, İzmir Tabip Odası’nın iki ayda bir yayınladığı “Tıbbiyeli”yle tanıştırmak istiyorum.
Tıbbiyeliler, özellikle askerî tıp öğrencileri, Kurtuluş Savaşımızda ve Cumhuriyetimizin kuruluş süreçlerinde önemli bir yere sahiptirler.
Bu saygınlık ve önem, başlangıcını 14 Mart 1827 tarihinde Sultan II. Mahmut tarafından “Tıphane ve Cerrahhane-i Amire” adıyla kurulan, adı 1839’da “Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şahane” olarak değiştirilen Tıp Fakültesinin açılışından alıyor. Böylece Tıbbiye Mektebi, tıpkı muvazzaf askeri okullar gibi, devrimci, yenilikçi bir etkinliğin ürünü olarak varlık buluyor. Sözünü ettiğim gazete, bu yıl Ocak ayına rastlayan 3. sayısında, askeri tıbbiyenin ve genel olarak Tıp mesleğinin devrimci bir simgesi olarak kabul edilen Tıbbiyeli Hikmet’in anlatıldığı bir de CD veriyor.
***
Askeri Tıp öğrencisi Hikmet, Sivas kurultayına İstanbul’daki askerî tıp öğrencilerinin temsilcisi olarak katılmış. Orada söyledikleriyle Mustafa Kemal Paşa’yı etkileyip duygulandırmış. Sonraki yıllarda, Mustafa Kemal’in verdiği Boran soyadı ile Cerrahpaşa Hastanesi Başhekimi olan Dr. Hikmet Boran, 14 Mart Tıp Bayramının fikir babası imiş.
Meslekî simgeler önemlidir. Dr. Hikmet Boran ülkemizde tıp mesleğinin bir simgesi olmayı belli ki bileğinin hakkıyla kazanmış.
***
Elimdeki gazetede Prof. Dr. Erdener Özer’in “Hepimiz Aynı Gemideyiz” başlıklı yazısını dikkatle okudum. Prof. Özer, ülkeyi her anlamda ve her alanda bölerek içinden çıkılması çok güç kaoslar yaratan AKP’nin tıp alanında yaptıklarını özetlemiş.
Bunları burada sıralamaya yazımın sınırları yeterli değil. Belli ki bu alanda da bu iktidar çok planlı gelmiş. Ne yapmak istediğini iyi biliyor.
Eninde sonunda gerçekleştirmek istediği ise, Prof. Özer’in de belirttiği gibi “borç batağındaki üniversite hastanelerini Sağlık Bakanlığı’na, daha sonra tüm hastaneleri Kamu Hastaneleri Birliği’ne bağlamak; hekimlik alanı kısıtlanmış, kamu ya da özel alanda kıstırılmış, sözleşme kelepçesi takılmak üzere olan, taşeronların kölesi hekimler yaratmaktır…”
Prof. Özer içten içe bir kaygı çığlığının duyumsandığı yazısında, tüm hekimlere “hepimiz aynı gemideyiz” diye seslenerek daha güçlü dayanışma çağrısında bulunuyor…
***
“Sağlıkta Cinsel Ayrımcılık”, gazetenin bu sayısında işlenen yaşamsal önemde bir konu. İran’da ya da Suudi Arabistan’da nasıldır, bilmiyorum. Fakat bu gidişle ülkemizde sadece hekim ya da sağlık personeli bazında değil, hastaneler bakımından da cinsel ayrımcılıkla karşılaşılması hiç de şaşırtıcı olmayacak. Çocuk Hastaneleri, belirli konularda uzmanlaşmış hastaneler gibi, sadece kadın ya da sadece erkek hastaların kabul edildiği cinsel kimlikli hastaneleriyle de bu iktidar döneminde karşılaşmak, olmayacak şey değil…
Kuran kursu ya da bir cemaat okulunun yazlık kampında girdikleri ırmakta (ya da denizdi belki) boğulma tehlikesiyle karşılaşıp, erkeklerin kurtarma çabalarını reddederek boğulan kızları unutmadık. Erkek hekime muayene olmamak için can vermeyi göze alan kadınlar bizim toplumumuzda herhalde hiçbir zaman eksik olmamıştır. Bu iktidar döneminde böyle bir trajedinin çok sayıda tekrarı kendi payıma benim için hiç şaşırtıcı olmaz.
***
“Doktorlar ve Şairler” başlıklı bir yazımda, birbiriyle hiç ilgisi yokmuş gibi görünen bu iki meslekten insan arasındaki benzerliklerden ve yakınlıklardan söz etmiştim… Orada sayıp döktüklerimi burada sıralamaya gerek yok… Fakat bu benzerliklere aydınlanma bilinci ve dayanışma ruhu da eklenmiş oluyor. Gerçekten de bu ülkenin aydınlanmasında şairlerin öncü bir işlevi hep olmuştur.
Bu nedenle, ülkemizde tıp alanında da yaşanmakta olan büyük sorunların ortaya konulmasında ve çözüm önerilmesinde öncü ve devrimci bir kimlikle yayınını sürdüren “Tıbbiyeli”ye, başta hekimler, tıp öğrencileri ve tüm sağlık personeli olmak üzere her kesimden aydının dikkatini çekmeyi kendim için öncelikli görev sayarım… l

Fikret BİLA
Yalçın BAYER