Basından Seçmeler
Anket

TÜRK TIBBI YOL AYRIMINDA
Temel Bilimleri Satıyor muyuz?
Ne yazık ki Türkiye bugün, değil ileri ve inovatif teknolojileri, nispeten basit ve standart teknoloji ve ürünleri bile üretme mekanizmalarını kuramadı ve gereksinimlerini büyük harcamalarla dışarıdan sağlıyor.
Prof.Dr.Şevket Ruacan, Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı
Türkiye 1960’lardan başlayarak gelişmekte olan ülkeler arasında tıp uygulamaları bakımından önde gelen bir ülke oldu. Bunun nedenleri arasında 2.Dünya Savaşından sonra dünyada giderek öncü konum alan Kuzey Amerika tıp ekolünün Türkiye’ye erken gelmiş olması sayılabilir.
1950’lere kadar Avrupa (Fransız ve Alman) tıbbının etkisinde olan Türk tıbbı bu yıllardan sonra birçok hekimin ABD’nde eğitim aldıktan sonra yurda dönmesiyle kabuk değiştirti. Bugün, ülke içinde dağılım sorunları olmakla birlikte, Türkiye ileri tıp teknolojilerinin kullanımı ve nitelikli insangücü bakımlarından birçok Avrupa ülkesinden daha önde bir konumdadır.
Tıp teknolojilerini uygulama konusundaki bu gelişmişliğe karşın, Türkiye’nin temel bilimlerde ve teknoloji üretiminde oldukça geri olduğunu söylemek yanlış olmaz. Son yıllarda tıp bilimlerine temel oluşturan biyokimya, moleküler biyoloji, genetik, hücre biyolojisi, immünoloji, biyoinformatik gibi alanlarda yeterli araştırıcı, kaliteli araştırma ve ürün çıkmadığı gerçektir.
Gelişmiş ülkeler yanı sıra gelişmekte olan birçok ülke (Hindistan, Güney Kore, Singapur, İran gibi) bu alanların önemini kavramış ve eğitim, altyapı ve insangücü yatırımlarını arttırmışlardır. Gelecekte de giderek insanlığın başına bela olacağı anlaşılan kanser, diyabet, kalp ve damar hastalıkları, dejeneratif sinir hastalıkları (Alzheimer, Parkinson vb), bulaşıcı hastalıkların tanı ve tedavisinde umut temel bilimlerdeki araştırmalarda yatmaktadır.
Ne yazık ki Türkiye bugün, değil ileri ve inovatif teknolojileri, nisbeten basit ve standart teknoloji ve ürünleri bile üretme mekanizmalarını kuramamıştır ve gereksinimlerini büyük harcamalarla dışarıdan sağlamaktadır. Ülkemizde halen temel tıbbi cihazların (mikroskop, tıbbi monitör, elektrokardiyograf, defibrillatör gibi) üretimi yaygın ve rekabetçi koşullarda gerçekleştirilemiyor. Yaygın olarak kullanılan ilaçlar, monoklonal antikorlar, biyolojik tanı ve tedavi ürünleri (interferon, interlökinler, tanı kitleri vb) hatta aşılar bile tümüyle dışarıdan ithal ediliyor.
Teknolojiyi geliştirme ve üretmekte bu kadar geri kalan bir ülkede en iyi beyinleri bile uygulamalara yöneltseniz, sonunda geri kalmak ve pazar olmaktan kurtulmak mümkün değildir. Nitekim ortalama 2-5yılda yenilenen teknolojilerine yetişmeye çalıştığımız kompleks tıp cihazlarının altında yatan bilimsel ilkeleri anlamadan, üretim süreçlerini bilmeden, tek bir civatasının bile yapımına katkıda bulunmadan sadece ekranına bakmak ve düğmelerinin kullanımını öğrenmekle bilimsel bir sıçrama yapamayacağımız açıktır.
Bu bilimsel ve teknolojik kısırlık ortamı içinde tam gün, performans, üniversite hastanelerinin afiliasyonu tartışmalarının yarattığı toz-duman bulutu ülkemiz tıbbının geleceğine yönelik çok ciddi bir tehlikenin varlığını gözlerden saklamaktadır.
Tıp Fakültelerinin ve üniversite hastanelerinin içine düşürüldükleri ekonomik ve yönetsel sıkıntıların en büyük bedelini esasen insangücü ve altyapı yetmezliği çeken temel bilimlerin ödeyeceği izlenimi alınmaktadır.
Kısıtlanan bütçelerden performans payı alamayacak ve araştırma fonları daralacak temel tıp bilimleri giderek nitelikli insangücü potansiyelini kaybedecektir. Diğer yönden bu bütçeleri yönetmek için zorunlu cambazlıklar yapmaya zorlanacak yöneticilerin temel tıp bölümlerine sıcak bakamayacaklarını tahmin etmek doğaldır.
Ne yazık ki zorla uygulattırılan bu politikalar uzun vadede nitelikli beyinlerin temel bilimler ve araştırmalara çekilmesini zorlaştıracak, eğitim süreçlerini aksatacak ve ülkenin bilimsel/teknolojik geri kalmışlığını daha da arttıracaktır. Dahası, kaliteli bir temel bilim eğitimi almadan, sadece günümüzün performans-uygulama kültürü içinde yetişecek tıp doktorları, Türk tıbbının gelmiş olduğu bilimsel düzeyin sürdürülmesine katkıda bulunamayacaktır.
Türk tıbbının geldiği bu kritik noktada devlet, bilim kuruluşları,üniversiteler ve tüm ilgililerin bir araya gelerek bugünün basit hesaplarını aşacak ve gelecek nesillerin sağlık, refah ve mutluluğunu yüceltecek bilimsel ve teknolojik politikaları planlaması gerekmektedir. Dış politikada, ekonomide, ticarette dünya markaları arasına girmeyi düşleyen Türkiye’nin bilim ve teknolojide bir üçüncü dünya ülkesi kalmaya mahkûm olması düşünülemez.

Fikret BİLA
Yalçın BAYER